Dünkü derbinin ardından üç takım yine birer puan arayla dizildi, kartlar yeniden dağıtıldı. Dünkü maçtan başlayacak olursak kalitenin düşük olduğu, maçtan daha çok olayların konuşulduğu bir derbi izledik. Yine verilmeyen kartlar, kavgalar ve bu maça özel Emenike'nin olayı derbiden taşanlardı. Genel olarak baktığımız zaman maç ortada gibi gözükse de Beşiktaş maç esnasında bu kadar hasar görmüş iki kale arkası kapalı olan Fenerbahçe'ye özellikle ikinci yarıda daha fazla diş geçirmeliydi. Fenerbahçe hem Galatasaray hem Beşiktaş maçlarını son dakikalarda yaptığı iki iyi kontra atakla bulduğu iki golle kazanmayı başardı. O iki gol olmasa belki şu an yarıştan kopmuşlardı fakat iç saha derbilerindeki avantajlarını çok iyi değerlendirip 6 puan çıkartmayı başardılar.
Galatasaray'a bakacak olursak Kasımpaşa maçının devre arasında bende dahil herkes Hamza Hoca istifa etsin yazmıştı fakat maçı tuhaf bi şekilde kazanınca bunlar ortadan kalkmış oldu. Bir çok kişi maçın kazanılmasıyla yazdıklarını sildi belki ama benim fikrim hala aynı eğer o maç kaybedilmiş olsaydı ''hangisini kazanacaz hoca ?'' derdim ve istifa beklerdim. Fakat maçı kazanınca bir anda lider tamamladık haftayı. Defansımız içler acısı olsa da Selçuk-Sneijder-Burak üçlüsüne Yasin'in de eklenmesiyle ligde 3-4 gol atamayacağımız takım yok. Hamza Hoca'da defansı bırakıp yediğimizden fazla atalım felsefesini izliyor. Bu felsefe bizi nereye kadar götürecek bilemiyorum bir nevi Allah'a emanet yolumuza devam ediyoruz.
Fakat işte rakiplerde de durum farklı değil ne Fenerbahçe ne Beşiktaş şampiyon olacak takım izlenimi veriyor bana. He tabiki olabilirler fakat şu an ikiside o izlenimden çok uzak. Özellikle Beşiktaş'a kendi taraftarı bile güvenmiyor, insan naparlar ederler bir yerde takılır bunlar diyor izlerken. Brugge serisini çok kötü yönetmesi ve ligdeki bütün kritik maçlarda,derbilerde taktik hatası yapması Bilic'e olan güveni baya azalttı. Buna rağmen yine tempo olarak oyun formatı olarak en düzenli olan takım Beşiktaş fakat şampiyonluk için nefesleri yeter mi göreceğiz. Fenerbahçe ise 1 maç iyi 3 maç kötü. Kulüp olarak Emenike'ye neden bu kadar takıldıklarını anlamak güç. Topal-Meireles-Emre üçlüsünün önüne sola Alper'i sağa Kuyt'ı öne Sow'u koysalar bence lig bitmişti fakat kaç maçtır kötüler ve bunun en büyük nedeni Emenike. Adam resmen oynamak istememesine rağmen zorla oynatılıyor ve takıma zarar veriyor. Eğer dünkü olaylardan sonra takımdan kesilirse bu Fenerbahçe için büyük avantaj olur.
Son olarak adettendir kalan fikstüre bi bakalım. Galatasaray'ın zorlanmasını beklediğim maçları Trabzonspor deplasmanı ve içeride ki Beşiktaş derbisi, yani fikstür kolay gözüküyor ama işte iki hafta önce 2-0 öne geçtiğin maçta berabere kalınca insan dilini ısırıyor. Beşiktaş'a bakacak olursak şu an hangi maçı hangi statta oynayacaklarını bilmesem de kağıt üzerinde 3-4 zorlu maçları var (Başakşehir,Trabzon(D),Galatasaray(D) ve belki iki hafta sonra ki Kasımpaşa deplasmanı. Son olarak Fenerbahçe'ye bakacak olursak en büyük avantajları derbileri olmaması diyeceğim de adamlar en iyi bu maçlarda oynuyor onlar için dezavantaj bile olabilir bu. Şaka bi yana onların şu an 5 dış saha maçı var ve bunlardan rahat şekilde kazanır diyebileceğim maç yok Mersin dışında. İçeride oynayacakları Bursa maçında da illa zorluk yaşarlar bence. Toparlayacak olursak son haftaya kadar heyecan sürecek gibi umarım sonunda gülen Galatasaray olur.
Futbol Kahvesi
23 Mart 2015 Pazartesi
21 Aralık 2014 Pazar
22 MAÇLIK KUSURSUZ SERİ
Carlo Ancelotti geçen sezon Real Madrid'in başına geçtiğinde ne yapacağı çok merak edilen bir isimdi. İlk sezon sonunda takıma güzel bir futbol oynatarak Şampiyonlar Ligi'ni kazandırmayı başardı ve kulüpte takıntı haline gelen 10. Avrupa Şampiyonluğu'nu nihayet kucakladı. 12 yıl sonra kazanılan bu şampiyonlukla ''La Decima'' da tamamlanmış oluyordu. Bu başarının yanında ligde Atletico Madrid mucizesinin önüne geçemeyen Real Madrid Şampiyonlar Ligi finalinde mağlup ettiği rakibine ligde boyun eğiyordu.
1) vs. Basel 5-1
Ancelotti ikinci sezonuna radikal transfer hamleleri yaparak başladı. Dünya Kupası'nda harika bir performans gösteren Kolombiyalı genç yıldız James Rodriguez'i kadrosuna katan Real, geçtiğimiz sezon takımın en formda isimlerinden biri olan Angel Di Maria'yı gözden çıkartıyordu. Yine Toni Kroos'u kadrosuna katıp Xabi Alonso'yu Bayern'e yollayan Ancelotti bu iki gönderdiği yıldızı yüzünden oldukça tepki çekti. Sezona Süper Kupa'yı Atletico'ya kaybederek başlayan Real Madrid ligde de üst üste aldığı Sociedad ve Atletico mağlubiyetleriyle eleştiri oklarının üstünde toplanmasına neden oldu. Bu iki mağlubiyetten sonra Şampiyonlar Ligi'nde ki ilk maçında Basel'i 5-1'lik skorla mağlup eden Real o gün inanılmaz bir galibiyet serisine başlıyordu. Dün gece kazandıkları Kulüpler Dünya Kupası finaliyle beraber üst üste 22. resmi maçından da galibiyetle çıkan Real Madrid akıl almaz bir form grafiği yakaladı. Bu 22 maçlık seride her gün daha da iyi bir futbol oynayan Ancelotti'nin öğrencileri önüne kim çıktıysa yendi. Üstüne üstlük son dönemde Bale, Modric , James gibi yıldız isimler sakatlıklarla boğuşmalarına rağmen. Bu yirmi iki maçta 81 gol atarak (maç başına 3.68) hücumda ne kadar kusursuz bir takım olduklarını kanıtladılar. Geçen sezonla kıyaslayacak olursak Ronaldo'nun sol açık yerine daha fazla Benzema'nın yanında bir ikinci forvet gibi oynadığını görüyoruz bu da attığı gollerin sayısından anlaşılıyor zaten. Yine Bale ve Benzema bu sezon çok daha faydalı oynuyor. James ve Kroos takıma deyim yerindeyse ''cuk'' diye oturdu. Modric'in kendini ne kadar geliştirdiğini zaten hepimiz biliyoruz ama o sakatlıktan sonra formayı kapan Isco'da ondan aşağı bir performans göstermedi. Geçtiğimiz sezonun en çok eleştirilen ismi Casillas'ta bu sezon eski günlerine dönüş sinyalleri veriyor.
Real Madrid tarihi boyunca hep en yüksek seviye takımı olmuştur, olmak zorundadır ama bu takımın en iyi olup olamayacağı merakla beklenen bir soru. Bunu da bu formun ne kadar daha devam edeceği ve sezon sonu kazanılacak kupalar belli edecek.
İşte o 22 maç
1) vs. Basel 5-1
2) @ Deportivo 8-2
3) vs. Elche 5-1
4) @ Villareal 2-0
5) @ Ludogorets 2-1
5) @ Ludogorets 2-1
6) vs. Bilbao 5-0
7) @ Levante 5-0
8) @ Liverpool 3-0
9) vs Barcelona 3-1
10) @ Cornella 4-1
11) @ Granada 4-0
12) vs. Liverpool 1-0
13) vs. Vallecano 5-1
14) @ Eibar 4-0
15) @ Basel 1-0
16) @ Malaga 2-1
17) vs. Cornella 5-0
18) vs. Celta 3-0
19) vs. Ludogorets 4-0
20) @ Almeira 4-1
21) Cruz Azul 4-0
22) San Lorenzo 2-0
9 Aralık 2014 Salı
Kabus bitti !
Şampiyonlar Ligi bu sezon Galatasaray için tam anlamıyla bir kabus şeklinde geçti bu sezon ve bu kabus Arsenal maçıyla son buldu. Genel olarak baktığımızda hiçbir varlık gösteremediğimiz altı maçlık serüveni bu akşam aldığımız 4-1'lik yenilgiyle tamamladık.
Prandelli'nin takımın başına gelmesinden sonra tam olarak takımı tanımadığını düşünüyorum ki bunun en büyük göstergesi de Şampiyonlar Ligi maçları. Ligte bir şekilde skorları bulup zirveye tutunduk belki ama Şampiyonlar Ligi serüveninde hiçbir şekilde ışık vermedi takım. İlk Anderlecht maçı zorluk derecesi olarak grubun en kolay geçmesi beklenen maçıydı ve Galatasaray o maçta bile rakibi boğup pozisyonlar üretemedi Chedjou o ekstra işleri yapıp Burak'ın boş kaleye attığı golün pasını vermese şu anda 0 çekmiştik. İngiltere'deki Arsenal maçı tam bir felaketti Melo'nun stoper Sneijder'in ön libero olduğu maçta Arsenal çokta iyi oynamadan 4-1 kazandı. İki Dortmund maçına bakacak olursak içeride ki maçta takımın zaten yenileceğiz düşüncesiyle sahaya çıktığını düşünüyorum, Dortmund ise istese o gün bir o kadar daha gol atabilecek görüntüde ayrıldı sahadan. Deplasmanda ki Dormund maçı Prandelli'nin oyun olarak tek doğru kadro çıkardığı maçtı. Plan ne kadar doğru gözükse de hücumda çok kısır kaldık ve yine farklı bir mağlubiyet aldık. Anderlecht maçında ise sahadan mağlup ayrılıp, doğru düzgün pozisyona bile giremeyişimizin bir açıklamasını bulamıyorum. Zaten o maçtan sonra da yönetim dayanamayıp tüm ekonomik zorluklara rağmen Prandelli ile yolları ayırdı.
Daha sonra Hamza Hamzaoğlu takımın başına geçti ve ilk iki maçında pozitif bir görüntü çizip iki galibiyet almayı başardı. Bu maçlardan sonra önünde geçmesi gereken bir Arsenal maçı vardı ve O bu maça bir kaç mevkide rotasyon yaparak başladı. Kalede sözleşmesi gereği (!) Sinan, sağ bekte Sabri'nin Uefa listesinde bulunmamasından dolayı Tarık ve stoperde rotasyon yapılarak Hakan Balta forma giydi. Son iki maçta iyi performans gösteren takımın 0-0 başlayan oyunda ne yapacağını göremeden Podolski henüz 3. dakikada harika bir golle takımını öne geçirdi daha sonra Ramsey attığı iki güzel golle devre skorunu 3-0 olarak belirledi. İkinci devre Hamit ve Yasin'in girmesiyle daha etkili ataklar yapsak ta bir golden fazlasını atamadık ve Podolski'nin son dakika golüyle maç 4-1 sonuçlandı. Bu maç özelinde takımı çok fazla eleştirmek istemiyorum çünkü böyle maçlara oyuncuları motive etmek çok zordur. Belki erken goller gelmese daha iyisini yapabilirlerdi fakat ikinci yarıda gösterilen çaba en azından stattakileri memnun etti.
Bu sezon Avrupa sahnesinde varlık gösteremedik ve kalp kırıcı şekilde veda ettik umuyorum seneye daha iyi bir planlamayla tekrar bu sahnede var oluruz ve başarılı bir sezon geçirip bu sezonu unuturuz.
Prandelli'nin takımın başına gelmesinden sonra tam olarak takımı tanımadığını düşünüyorum ki bunun en büyük göstergesi de Şampiyonlar Ligi maçları. Ligte bir şekilde skorları bulup zirveye tutunduk belki ama Şampiyonlar Ligi serüveninde hiçbir şekilde ışık vermedi takım. İlk Anderlecht maçı zorluk derecesi olarak grubun en kolay geçmesi beklenen maçıydı ve Galatasaray o maçta bile rakibi boğup pozisyonlar üretemedi Chedjou o ekstra işleri yapıp Burak'ın boş kaleye attığı golün pasını vermese şu anda 0 çekmiştik. İngiltere'deki Arsenal maçı tam bir felaketti Melo'nun stoper Sneijder'in ön libero olduğu maçta Arsenal çokta iyi oynamadan 4-1 kazandı. İki Dortmund maçına bakacak olursak içeride ki maçta takımın zaten yenileceğiz düşüncesiyle sahaya çıktığını düşünüyorum, Dortmund ise istese o gün bir o kadar daha gol atabilecek görüntüde ayrıldı sahadan. Deplasmanda ki Dormund maçı Prandelli'nin oyun olarak tek doğru kadro çıkardığı maçtı. Plan ne kadar doğru gözükse de hücumda çok kısır kaldık ve yine farklı bir mağlubiyet aldık. Anderlecht maçında ise sahadan mağlup ayrılıp, doğru düzgün pozisyona bile giremeyişimizin bir açıklamasını bulamıyorum. Zaten o maçtan sonra da yönetim dayanamayıp tüm ekonomik zorluklara rağmen Prandelli ile yolları ayırdı.
Daha sonra Hamza Hamzaoğlu takımın başına geçti ve ilk iki maçında pozitif bir görüntü çizip iki galibiyet almayı başardı. Bu maçlardan sonra önünde geçmesi gereken bir Arsenal maçı vardı ve O bu maça bir kaç mevkide rotasyon yaparak başladı. Kalede sözleşmesi gereği (!) Sinan, sağ bekte Sabri'nin Uefa listesinde bulunmamasından dolayı Tarık ve stoperde rotasyon yapılarak Hakan Balta forma giydi. Son iki maçta iyi performans gösteren takımın 0-0 başlayan oyunda ne yapacağını göremeden Podolski henüz 3. dakikada harika bir golle takımını öne geçirdi daha sonra Ramsey attığı iki güzel golle devre skorunu 3-0 olarak belirledi. İkinci devre Hamit ve Yasin'in girmesiyle daha etkili ataklar yapsak ta bir golden fazlasını atamadık ve Podolski'nin son dakika golüyle maç 4-1 sonuçlandı. Bu maç özelinde takımı çok fazla eleştirmek istemiyorum çünkü böyle maçlara oyuncuları motive etmek çok zordur. Belki erken goller gelmese daha iyisini yapabilirlerdi fakat ikinci yarıda gösterilen çaba en azından stattakileri memnun etti.
Bu sezon Avrupa sahnesinde varlık gösteremedik ve kalp kırıcı şekilde veda ettik umuyorum seneye daha iyi bir planlamayla tekrar bu sahnede var oluruz ve başarılı bir sezon geçirip bu sezonu unuturuz.
5 Aralık 2014 Cuma
Galatasaray'lı Hamza
Buraya yazdığım son yazılara bakıyorum da hep yeni hocaları yorumlamışım. Bu yazıda yeni teknik direktörümüz Hamza Hamzaoğlu hakkında olacak. Hayal kırıklığı ile geçen Prandelli döneminin ardından Hamza Hamzaoğlu göreve getirildi.
Bu tercihte ki en önemli sebep olarak kısa dönem için uygunluğu ve az ile yetinmeyi bilmesi hocayı değerli kıldı yönetim için. Hocayı da herkes sempatiyle karşıladı ve genel olarak herkes kabullendi özellikle ilk maçtaki pozitif görüntüden sonra. Hamza Hamzaoğlu'nu herkes Akhisar'da geçirdiği iki başarılı sezon ile tanıdı. Burada başarının kıskatı herkesin ligden düşer gözüyle baktığı Akhisar'ı ilk sene ligde tutup ikinci sezonda iyi bir futbol oynatarak ligi 10. tamamlamasıydı. Aynı zamanda oyuncularla olan iyi iletişimi bitti denen Bilal gibi Ahmet Cebe gibi kaleci Oğuz gibi birçok isimle bu başarıları yakalaması Evren, Uğur, Niasse, Güray gibi birçok genç oyuncuyu parlatıp vitrine çıkarması pozitif yönlerindendi. Daha sonra Fatih Hoca'nın teklifi ile onun milli takımda ki yardımcısı olmayı seçti Hamza Hoca. Burada yaklaşık bir sene görev yapan Hamzaoğlu artık eskiden futbolcusu olduğu Galatasaray'ın teknik direktörü.
Sözleşmesi 6 ayda olsa yapacakları O'na bu kulüpte uzun yıllar çalışma imkanı verebilir. Taraftar onu sevmeye hazır ve şimdiden ona güveniyor. Hocanın öncelikle yapması gerekenler devre arasına kadar ligde iyi sonuçlar alması daha sonra devre arasında gereksiz oyuncularlı göndermesi tabi ki bu hocadan çok yönetimin işi ama bu oyuncuları seçecek olanda o. Başarılar Hamza hocam ben seni desteklemeye hazırım.
Bu tercihte ki en önemli sebep olarak kısa dönem için uygunluğu ve az ile yetinmeyi bilmesi hocayı değerli kıldı yönetim için. Hocayı da herkes sempatiyle karşıladı ve genel olarak herkes kabullendi özellikle ilk maçtaki pozitif görüntüden sonra. Hamza Hamzaoğlu'nu herkes Akhisar'da geçirdiği iki başarılı sezon ile tanıdı. Burada başarının kıskatı herkesin ligden düşer gözüyle baktığı Akhisar'ı ilk sene ligde tutup ikinci sezonda iyi bir futbol oynatarak ligi 10. tamamlamasıydı. Aynı zamanda oyuncularla olan iyi iletişimi bitti denen Bilal gibi Ahmet Cebe gibi kaleci Oğuz gibi birçok isimle bu başarıları yakalaması Evren, Uğur, Niasse, Güray gibi birçok genç oyuncuyu parlatıp vitrine çıkarması pozitif yönlerindendi. Daha sonra Fatih Hoca'nın teklifi ile onun milli takımda ki yardımcısı olmayı seçti Hamza Hoca. Burada yaklaşık bir sene görev yapan Hamzaoğlu artık eskiden futbolcusu olduğu Galatasaray'ın teknik direktörü.
Sözleşmesi 6 ayda olsa yapacakları O'na bu kulüpte uzun yıllar çalışma imkanı verebilir. Taraftar onu sevmeye hazır ve şimdiden ona güveniyor. Hocanın öncelikle yapması gerekenler devre arasına kadar ligde iyi sonuçlar alması daha sonra devre arasında gereksiz oyuncularlı göndermesi tabi ki bu hocadan çok yönetimin işi ama bu oyuncuları seçecek olanda o. Başarılar Hamza hocam ben seni desteklemeye hazırım.
8 Ağustos 2014 Cuma
Yeni Galatasaray
Mancini'nin sezon sonunda takımdan ayrılmasıyla yönetim İtalya Milli Takımı'yla, Dünya Kupası'na erken veda eden Cesare Prandelli ismine gitti. Başkanın hocamız Almanya-Hollanda ekolünden olacak demesi üzerine açıklanan Prandelli ismi çoğu kişi de şaşkınlık yaratsa da büyük bir kesim İtalyan hocaya sempatiyle baktı. Kabaca baktığımız zaman bunun en önemli nedenleri Prandelli'nin saha kenarında ki karizması, bir İtalyana göre oynattığı ofansif futbol ve belki de biraz dramatik hayat hikayesi. Cesare Prandelli artık Galatasaray'ın başında ve bizim ona olduğu kadar onun da bize, bizimle başarılar kazanmaya ihtiyacı var.
Hocanın geç belirlenmesi kamp ve maç programlarında sıkıntıya yol açtı. 8 Ağustos itibariyle elle tutulur iki hazırlık maçı yapıldı ve ikinci kamp için gidilecek uygun bir yer bulunamadı. 25 Ağustos'ta oynanacak Fenerbahçe maçına kadar programda bir tek hazırlık maçı gözüküyor ve kamp için gidilecek bir yer bulunamadı. Takım büyük ihtimal çalışmalarına İstanbul'da devam edecek. Hazırlık maçları ışığında takıma bakacak olursak bu sezon genel olarak sistemin 4-2-3-1 olacağını görüyoruz. Özellikle Olcan transferi ve Bruma'nın sakatlıktan dönüşü bizi bu sistem için epey bir rahatlattı. 11-12 sezonunun devre arasından beri kanat oyuncusu kullanmadan oynadık bunun meyvelerini toplasakta özellikle geçen sezon kanatsız oynamamızdan dolayı çok başımız ağrıdı. Bu sezon en azından sistem olarak sahada daha düzenli ve kadroyu daha rahat sayabileceğimiz bir Galatasaray izleyeceğiz gibi. Defans hattında Veysel-Chedjou-Semih-Telles dörtlüsünü kullanan Prandelli Sneijder takıma eklendiğinde Chedjou veya Telles'ten birini kulubüye gönderecektir. Hazırlık maçlarında her iki isimde iyi sinyaller vermesede alternatifsiz olarak gözüken Telles formaya daha yakın gibi. Bu doğrultu da Koray'ın stoper rotasyonunda neredeyse hiç denenmemesi kafa karıştırıcı çünkü fizik ve teknik olarak iyi durumda olan Koray'ın Türk pasaportu da varken özellikle ligde birçok maçta forma giymesini bekliyordum. Sağ bekte ise Eboue ve Sabri'nin kadro dışı kalması Salih'in de Trabzonspor'a kiralanmasıyla orada oynayabilecek isimler Hamit ve Veysel'di. Hamit'in hali hazırda formunu yakalayamaması ve Veysel'in hazırlık maçlarında çok iyi performans göstermesi onu formaya yakın tutuyor, sağ beke çok büyük ihtimal takviye de gelecek ve o rotasyon biraz daha genişleyecek. Orta saha üç senedir olduğu gibi Melo-Selçuk ikilisine emanet. Son 1,5 sezonda 3 merkez orta sahalı sistemde formu düşen Selçuk'un daha rahat oynadığı iki orta sahalı sisteme geçilirken bu sezon daha bir iyi performans vermesini bekliyorum. Bruma ve Olcan bu sezon kanatlarımızda oynaması beklenen isimler. Olcan geçen sezon Caner'den sonra en özel performansı gösteren isimdi ve o performans onu Galatasaray'a taşıdı, Bruma ise inanılmaz bir potansiyel ve hazırlık maçlarında iyi sinyaller verdi. Geçen sezon oynadığı bölümlerde sistemin ona uymaması sebebiyle iyi performans gösteremese de bu sezon sakatlıktan güçlenerek dönmüş bir Bruma'nın bize çok fayda sağlayacağını düşünüyorum. Geçen senenin yıldızı Sneijder Dünya Kupası'nda da iyi bir performans gösterdi ve henüz takıma katılmadı. Onun bu sistemde çok daha etkili olacağını düşünsem de takıma geç katılmanın getireceği dezavantajla sezona yavaş tempoda gireceği öngörülebilir. Forvet hattımız ise şu an Burak-Umut ikilisine emanet özellikle tek forvet oynadığı dönemlerde çok daha etkili olan Burak'ın bu sezon formda olması çok önemli. Yine Umut'un da süre bulduğu zamanlarda formda olması gerekiyor.
Transfere bakacak olursak Eboue,Dany,Ontivero gibi oyuncuları hala gönderemememiz can sıkıcı. Bu oyuncuları gönderemeden yabancı transferi yapamayacağımızı düşünürsek şu an için bir yabancı oyuncu beklemek hayalcilik olur. Transfer gereken en önemli bölge bana kalırsa ön taraf Burak-Umut ikilisi koca bir sezonu taşıyamaz yönetim Joel Campbell'ı kiralamaya çalıştı fakat Arsene Wenger bu oyuncunun takımda kalacağını açıkladı. Transfer sezonunun başından beri adı anılan Mevlüt yerine Halilhodzic'in gönderilecekler listesine koyduğu Emre Güral'ı tercih ederim. Oyuncu tiplemesi olarakta(Metin Tekin hocama selam olsun) bize daha yararlı olabileceğini düşünüyorum. Yine geçen sezondan beri transferi için uğraştığımız Tarık Çamdal için istenen 5-6 milyon eurolar onun için çok fazla, Veysel'in bu performansı da göz önünde tutularak daha uygun fiyata bir isim alınabilir. Stopere bakacak olursak Ujfalusi'nin tadı damağımızda kaldı diyebiliriz o gittikten sonra ne Dany ne de Chedjou oraya yeterli oldu. Şu an bizimle adı anılan oyuncular Doria,Balanta ve Serdar Taşçı. Serdar Taşçı geçen sezon sakatlığından ötürü çok az maça çıktı ama kalitesi ortada bir isim. Türk pasaportu da varken satın alma opsiyonu ile kiralamak akılcı bir hamle olabilir.
Son oynadığımız Atletico Madrid maçını ele alırsak takımın fizik olarak iyi durumda olduğunu söyleyebiliriz, yine Prandelli'nin istediği ayağında fazla top tutmadan hızlı paslaşmanın yavaş yavaş oyuncular tarafından uygulandığını gördük. Bunların yanında hücumda yeteri kadar üretken değildik ve Burak ileride yalnız kaldı. Sneijder'in takıma dönüşü ve belki oraya gelebilecek bir takviye bu açığı kapatacaktır. Bir kaç maçtan sonra takımın sisteme daha iyi adapte olacağını ve daha akıcı bir futbol oynayacağımızı düşünüyorum hedef bu sezon lig şampiyonluğu olsa da Galatasaray'ın Avrupa'da başarısız olma lüksü yok gelecek sezonlar daha yüksek torbalardan kuralara katılabilmek için de bu sezon da başarılı olmalıyız. Takım üst üste üçüncü kez bu arenada mücadele verecek ve kafaca daha rahat maça çıkacaklarını tahmin edebiliriz iyi bir kurayla gruptan çıkabileceğimizi düşünüyorum hedefte en azından bu olmalı. Lig yarışına bakacak olursak lige iyi başlamanın ne kadar önemli olduğunu son sezonlarda gördük. Son iki şampiyonluğumuzda ligin başında liderliği alıp liderliği kaptırmamıştık. Bu sezonda program çok yoğunlaşmadan seri galibiyetlerle lige başlamamız gerekiyor.
Hocanın geç belirlenmesi kamp ve maç programlarında sıkıntıya yol açtı. 8 Ağustos itibariyle elle tutulur iki hazırlık maçı yapıldı ve ikinci kamp için gidilecek uygun bir yer bulunamadı. 25 Ağustos'ta oynanacak Fenerbahçe maçına kadar programda bir tek hazırlık maçı gözüküyor ve kamp için gidilecek bir yer bulunamadı. Takım büyük ihtimal çalışmalarına İstanbul'da devam edecek. Hazırlık maçları ışığında takıma bakacak olursak bu sezon genel olarak sistemin 4-2-3-1 olacağını görüyoruz. Özellikle Olcan transferi ve Bruma'nın sakatlıktan dönüşü bizi bu sistem için epey bir rahatlattı. 11-12 sezonunun devre arasından beri kanat oyuncusu kullanmadan oynadık bunun meyvelerini toplasakta özellikle geçen sezon kanatsız oynamamızdan dolayı çok başımız ağrıdı. Bu sezon en azından sistem olarak sahada daha düzenli ve kadroyu daha rahat sayabileceğimiz bir Galatasaray izleyeceğiz gibi. Defans hattında Veysel-Chedjou-Semih-Telles dörtlüsünü kullanan Prandelli Sneijder takıma eklendiğinde Chedjou veya Telles'ten birini kulubüye gönderecektir. Hazırlık maçlarında her iki isimde iyi sinyaller vermesede alternatifsiz olarak gözüken Telles formaya daha yakın gibi. Bu doğrultu da Koray'ın stoper rotasyonunda neredeyse hiç denenmemesi kafa karıştırıcı çünkü fizik ve teknik olarak iyi durumda olan Koray'ın Türk pasaportu da varken özellikle ligde birçok maçta forma giymesini bekliyordum. Sağ bekte ise Eboue ve Sabri'nin kadro dışı kalması Salih'in de Trabzonspor'a kiralanmasıyla orada oynayabilecek isimler Hamit ve Veysel'di. Hamit'in hali hazırda formunu yakalayamaması ve Veysel'in hazırlık maçlarında çok iyi performans göstermesi onu formaya yakın tutuyor, sağ beke çok büyük ihtimal takviye de gelecek ve o rotasyon biraz daha genişleyecek. Orta saha üç senedir olduğu gibi Melo-Selçuk ikilisine emanet. Son 1,5 sezonda 3 merkez orta sahalı sistemde formu düşen Selçuk'un daha rahat oynadığı iki orta sahalı sisteme geçilirken bu sezon daha bir iyi performans vermesini bekliyorum. Bruma ve Olcan bu sezon kanatlarımızda oynaması beklenen isimler. Olcan geçen sezon Caner'den sonra en özel performansı gösteren isimdi ve o performans onu Galatasaray'a taşıdı, Bruma ise inanılmaz bir potansiyel ve hazırlık maçlarında iyi sinyaller verdi. Geçen sezon oynadığı bölümlerde sistemin ona uymaması sebebiyle iyi performans gösteremese de bu sezon sakatlıktan güçlenerek dönmüş bir Bruma'nın bize çok fayda sağlayacağını düşünüyorum. Geçen senenin yıldızı Sneijder Dünya Kupası'nda da iyi bir performans gösterdi ve henüz takıma katılmadı. Onun bu sistemde çok daha etkili olacağını düşünsem de takıma geç katılmanın getireceği dezavantajla sezona yavaş tempoda gireceği öngörülebilir. Forvet hattımız ise şu an Burak-Umut ikilisine emanet özellikle tek forvet oynadığı dönemlerde çok daha etkili olan Burak'ın bu sezon formda olması çok önemli. Yine Umut'un da süre bulduğu zamanlarda formda olması gerekiyor.
Transfere bakacak olursak Eboue,Dany,Ontivero gibi oyuncuları hala gönderemememiz can sıkıcı. Bu oyuncuları gönderemeden yabancı transferi yapamayacağımızı düşünürsek şu an için bir yabancı oyuncu beklemek hayalcilik olur. Transfer gereken en önemli bölge bana kalırsa ön taraf Burak-Umut ikilisi koca bir sezonu taşıyamaz yönetim Joel Campbell'ı kiralamaya çalıştı fakat Arsene Wenger bu oyuncunun takımda kalacağını açıkladı. Transfer sezonunun başından beri adı anılan Mevlüt yerine Halilhodzic'in gönderilecekler listesine koyduğu Emre Güral'ı tercih ederim. Oyuncu tiplemesi olarakta(Metin Tekin hocama selam olsun) bize daha yararlı olabileceğini düşünüyorum. Yine geçen sezondan beri transferi için uğraştığımız Tarık Çamdal için istenen 5-6 milyon eurolar onun için çok fazla, Veysel'in bu performansı da göz önünde tutularak daha uygun fiyata bir isim alınabilir. Stopere bakacak olursak Ujfalusi'nin tadı damağımızda kaldı diyebiliriz o gittikten sonra ne Dany ne de Chedjou oraya yeterli oldu. Şu an bizimle adı anılan oyuncular Doria,Balanta ve Serdar Taşçı. Serdar Taşçı geçen sezon sakatlığından ötürü çok az maça çıktı ama kalitesi ortada bir isim. Türk pasaportu da varken satın alma opsiyonu ile kiralamak akılcı bir hamle olabilir.
Son oynadığımız Atletico Madrid maçını ele alırsak takımın fizik olarak iyi durumda olduğunu söyleyebiliriz, yine Prandelli'nin istediği ayağında fazla top tutmadan hızlı paslaşmanın yavaş yavaş oyuncular tarafından uygulandığını gördük. Bunların yanında hücumda yeteri kadar üretken değildik ve Burak ileride yalnız kaldı. Sneijder'in takıma dönüşü ve belki oraya gelebilecek bir takviye bu açığı kapatacaktır. Bir kaç maçtan sonra takımın sisteme daha iyi adapte olacağını ve daha akıcı bir futbol oynayacağımızı düşünüyorum hedef bu sezon lig şampiyonluğu olsa da Galatasaray'ın Avrupa'da başarısız olma lüksü yok gelecek sezonlar daha yüksek torbalardan kuralara katılabilmek için de bu sezon da başarılı olmalıyız. Takım üst üste üçüncü kez bu arenada mücadele verecek ve kafaca daha rahat maça çıkacaklarını tahmin edebiliriz iyi bir kurayla gruptan çıkabileceğimizi düşünüyorum hedefte en azından bu olmalı. Lig yarışına bakacak olursak lige iyi başlamanın ne kadar önemli olduğunu son sezonlarda gördük. Son iki şampiyonluğumuzda ligin başında liderliği alıp liderliği kaptırmamıştık. Bu sezonda program çok yoğunlaşmadan seri galibiyetlerle lige başlamamız gerekiyor.
3 Ekim 2013 Perşembe
Yeni dönem-İlk maç
Fatih Terim'in gönderilmesinden sonra ismi geçen hocalar arasında en yüksek profile sahip isim Roberto Mancini'ydi. Nitekim yönetimde birkaç alternatifi değerlendirdikten sonra Mancini isminde birleşti ve İtalyan hoca yeni antrenörümüz olarak Juventus maçına çıktı. Tabi ki Galatasaray'da normal bir hoca değişilkiği olmadı. İki sezon önce dibe vurmuş takıma eski gücünü hatırlatan ve son iki sezonu domine eden Fatih Terim yönetimle yaşadığı sorunlar nedeniyle tam anlamıyla kovuldu. Bu kadar güzel işleyen(saha içinde) bir düzeni sadece telefonlarıma çıkmadı bahanesini üretip Fatih Terim gibi bir hocayı işinden almak akıl alır gibi değildi. Umarım hoca bir gün tekrardan geri gelir, şimdi ki görevinde de çok başarılı olur.

Dünkü maça dönecek olursak iki gün önce takımla ilk antremanına çıkmış Mancini takımı tek forvetli sistemde 5 orta sahayla sahaya sürdü. Geçtiğimiz sezonu sol bek olarak oynayan Riera ilk kez kendine önde yer buldu, fakat beklentilerin aksine sağ önde oynadı. Selçuk-Melo merkezinin önünde Sneijder solda Bruma ve ileride Drogba dizilişiyle maça başladık. Beklentilerimin üzerinde bir başlangıç yaptık. Belki net pozisyonlar üretemedik ama ayağa iyi paslarla çıkan topa sahip olabilen ve oyunu Juventus'a vermeyen bir takım görünümündeydik. Maç böyle giderken 36. dakikada savunmanın hatasını iyi değerlendiren Drogba takımını 1-0 öne geçiriyordu. Golden sonra 10 dakika baskı yesekte soyunma odasına 1-0 girmeyi başardık. İkinci yarı beklenildiği gibi Juventus'un baskılı oyununa sahne oldu fakat ne kadar baskı kursalarda defansta iyi yerleşmiş takım İtalyanlara çok fazla pozisyon imkanı vermedi. 78. dakikada saçma bir penaltı kararıyla 1-1'i bulan İtalyanlar 86. dakika da ise Pirlo'nun müthiş ortasında Quagliarella kafa vuruşuyla skoru 2-1'e getiriyordu tam maç böyle bitecek derken Drogba'nın indirdiği topta Umut akıllı bir vuruşla skoru 2-2'ye getiren golü buldu ve İtalya'dan 1 puanla dönmemizi sağladı.

İlk maça bakarak takımın daha ilk maçtan Mancini'nin oyun sistemini sağada gösterdiğini söyleyebiliriz. Özellikle öne geçtikten sonra müthiş bir dizilişle Juventus'a neredeyse pozisyon vermedik. Bunun ışığında öne geçeceğimiz maçlarda skoru koruma adına daha avantajlı olduğumuzu söyleyebiliriz. Bunun paralelinde artık önde basan atak üstüne atak yapan bir Galatasaray izlemeyeceğimizi söyleyebiliriz. Bu kadar bir yaşlı kadroya sahipken yeni geçilecek sistemin takıma daha uyun olduğunu söyleyebilirim. Özellikle Avrupa maçlarında arkada çok boşluk bırakan takım görüntüsünden çıkacağımızı düşünüyorum. Daha birbirine yakın oynayan, daha bekleyerek oynayan ve skoru bulduğunda skoru korumayı başarabilen bir takım, Mancini'den beklentilerim. Haftasonu Akhisar deplasmanında yabancı sınırı saçmalığıyla tanışacak olan Mancini'nin ligde nasıl bir kadroyla oynayacağını şimdiden merak ediyorum.


İlk maça bakarak takımın daha ilk maçtan Mancini'nin oyun sistemini sağada gösterdiğini söyleyebiliriz. Özellikle öne geçtikten sonra müthiş bir dizilişle Juventus'a neredeyse pozisyon vermedik. Bunun ışığında öne geçeceğimiz maçlarda skoru koruma adına daha avantajlı olduğumuzu söyleyebiliriz. Bunun paralelinde artık önde basan atak üstüne atak yapan bir Galatasaray izlemeyeceğimizi söyleyebiliriz. Bu kadar bir yaşlı kadroya sahipken yeni geçilecek sistemin takıma daha uyun olduğunu söyleyebilirim. Özellikle Avrupa maçlarında arkada çok boşluk bırakan takım görüntüsünden çıkacağımızı düşünüyorum. Daha birbirine yakın oynayan, daha bekleyerek oynayan ve skoru bulduğunda skoru korumayı başarabilen bir takım, Mancini'den beklentilerim. Haftasonu Akhisar deplasmanında yabancı sınırı saçmalığıyla tanışacak olan Mancini'nin ligde nasıl bir kadroyla oynayacağını şimdiden merak ediyorum.
22 Eylül 2013 Pazar
Oh be !
Real Madrid maçı sonra girdiğimiz bunalımdan bugün deplasmanda Beşiktaş'ı yenerek çıktık. Bu sezon belki de ilk kez rahat bir oh çektik. Real Madrid maçından sonra ligde de Beşiktaş'ın 6 puan gerisindeyken galibiyetten başka bir sonuç bizim işimize yaramayacaktı ve takım kazanarak bir nevi kendine geldi.

Maç tabiki çıkan olaylar sebebiyle askıda kaldı ama adil şartlarda ve yönetmeliğe göre 3-0 hükmen galibiyetimizle sonuçlanacağı olması gereken senaryo, normal süreyi de 2-1 önde kapadığımız için bu akşam rahat rahat galip geldik diyebiliriz. Neyse saha içine dönelim maçın ilk on dakikasında önde baskılı başlayıp kontrölü elimize aldık fakat sonra Beşiktaş oyunu dengeleyip Almeida ile golü buldu, golden sonra bir kaç pozisyon daha bulan Beşiktaş farkı arttırma fırsatından faydalanamadı. İlk yarının sonunda Burak'ın kaçırdığı çok net pozisyonla beraberlik şansını kullanamadık. İlk yarıda istediğimiz baskıyı kuramadığımız 4-3-1-2 sistemi ikinci yarı Bruma'nın girmesiyle 4-2-3-1'e döndük. Bruma girdiği üçüncü maçta da etkili oldu ve attığımız ilk golde asisti yaptı. İkinci golde Burak'ın tartışmalı pozisyonda pasıyla Drogba ikinci golünü attı ve işi bitirdi. Attığı goller dışında Drogba yüreğini koyup maçı bizim için kazandırdı. Diğer oyuncularımızı değerlendirecek olursak defans hattının genel olarak hata yapmayıp vasat üstü bir performans gösterdiğini söyleyebiliriz, Sneijder ve Selçuk'ta daha derli toplu gözüktü bugün. Burak'ın da kendine gelmesi lazım artık çok rahat atabileceği golleri bu sene kaçırır oldu ve bunların sayısı bir hayli fazla.

Bruma'nın tam olarak hazır hale gelmesiyle birlikte ilk 11'e yazılacak ilk isimlerden biri olacağını düşünüyorum, Burak'ın da gol yollarında bu kadar formsuzken sağ kanatta oynamaya laf edebilme lüksü yok. Artık 4-3-1-2 sisteminin zorlanmaması lazım, bunu bu maçın ilk yarısında da gördük en az bir kanadımızda orijinal kanat oyuncularından birisi (Bruma-Amrabat) oynaması lazım. Hali hazırda beklerimiz formsuzken onların önünü boş bırakmak hem defansta hem ofansta bizi sıkıntıya düşürüyor. Bugün yediğimiz ilk golde de Hakan'ın kanadı baya boş kaldı ve gol bundan dolayı yendi. Bu sistemin değişmesinin bir nedeni de Selçuk'un bu sistemde rahat edememesi. Selçuk'un merkezde oynaması lazım, yaratıcılığını sağ veya sol içte kullanamıyor. Toparlarsak iyi bir galibiyetle haftayı noktaladık. Bu hafta içini hem hoca hem takım uzun süre sonra dinlenerek geçirecek, kafalar rahatlayacak.

Maç tabiki çıkan olaylar sebebiyle askıda kaldı ama adil şartlarda ve yönetmeliğe göre 3-0 hükmen galibiyetimizle sonuçlanacağı olması gereken senaryo, normal süreyi de 2-1 önde kapadığımız için bu akşam rahat rahat galip geldik diyebiliriz. Neyse saha içine dönelim maçın ilk on dakikasında önde baskılı başlayıp kontrölü elimize aldık fakat sonra Beşiktaş oyunu dengeleyip Almeida ile golü buldu, golden sonra bir kaç pozisyon daha bulan Beşiktaş farkı arttırma fırsatından faydalanamadı. İlk yarının sonunda Burak'ın kaçırdığı çok net pozisyonla beraberlik şansını kullanamadık. İlk yarıda istediğimiz baskıyı kuramadığımız 4-3-1-2 sistemi ikinci yarı Bruma'nın girmesiyle 4-2-3-1'e döndük. Bruma girdiği üçüncü maçta da etkili oldu ve attığımız ilk golde asisti yaptı. İkinci golde Burak'ın tartışmalı pozisyonda pasıyla Drogba ikinci golünü attı ve işi bitirdi. Attığı goller dışında Drogba yüreğini koyup maçı bizim için kazandırdı. Diğer oyuncularımızı değerlendirecek olursak defans hattının genel olarak hata yapmayıp vasat üstü bir performans gösterdiğini söyleyebiliriz, Sneijder ve Selçuk'ta daha derli toplu gözüktü bugün. Burak'ın da kendine gelmesi lazım artık çok rahat atabileceği golleri bu sene kaçırır oldu ve bunların sayısı bir hayli fazla.

Bruma'nın tam olarak hazır hale gelmesiyle birlikte ilk 11'e yazılacak ilk isimlerden biri olacağını düşünüyorum, Burak'ın da gol yollarında bu kadar formsuzken sağ kanatta oynamaya laf edebilme lüksü yok. Artık 4-3-1-2 sisteminin zorlanmaması lazım, bunu bu maçın ilk yarısında da gördük en az bir kanadımızda orijinal kanat oyuncularından birisi (Bruma-Amrabat) oynaması lazım. Hali hazırda beklerimiz formsuzken onların önünü boş bırakmak hem defansta hem ofansta bizi sıkıntıya düşürüyor. Bugün yediğimiz ilk golde de Hakan'ın kanadı baya boş kaldı ve gol bundan dolayı yendi. Bu sistemin değişmesinin bir nedeni de Selçuk'un bu sistemde rahat edememesi. Selçuk'un merkezde oynaması lazım, yaratıcılığını sağ veya sol içte kullanamıyor. Toparlarsak iyi bir galibiyetle haftayı noktaladık. Bu hafta içini hem hoca hem takım uzun süre sonra dinlenerek geçirecek, kafalar rahatlayacak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












